ana sayfa hakkımda şiirlerim yorumlar
1
2
3
4
5
tüm yazılarım
facebook | Hatice OLGUN Twitter | Hatice OLGUN
Ana Sayfa
Menü
Öz Geçmiş
Yazılarım
Çizimlerim
Şiirlerim
Fotoğraf Galerisi
Haber & Söyleşi
Yazarlardan
Yorumlar
Bana Ulaşın
Yazılarım / Her Evden 1 Oy Isteyip Şehitlerden CB'nı Sorumlu Tutmak « geri
Büyükşehirlerde söz konusu işbirliğinin bedeli o kadar ağır olmuştur ki partizanca boşaltılan kadrolara söz verildiği üzere HDP tabanından alımlar gecikmemiş, İstanbul’un ortasında bir parka örgütün sözde bayrağının resmedilmesiyle terörist Nurettin Demirtaş’ın kitabının İBB kitapçılarında satılması tüy dikmiştir. İşin aslı Sezgin Tanrıkulu gibi açıkça HDP çizgisinde durarak bizzat Öcalan’ın avukatlığına soyunmuş bir ismin Atatürk’ün Partisinde ne aradığı zaten sadece bizim için değil pek çok CHP’li için de ikilemin ta kendisidir. Saymakla bitmeyecek bu ve benzeri siyasi ikilemlere ne yazık ki şehit aileleri de şahit olmuş; hayatlarının belki de en büyük acısının tam da ortasında, cenaze merasimlerinde bu samimiyetsizliği istememe gibi doğal bir sonucun tezahürü de kaçınılmaz olmuştur. Şimdi bu siyasilerin çıkıp, bu ülkenin terörle hem barışçıl ve hem de silahlı mücadelenin en zorlusunu verdiğine bizzat şahit olduğumuz CB’nı, Gara’da katledilenlerden sorumlu tutması etik ve reel olmadığı gibi inanın komik bile değildir!

“Terör örgütü PKK’nın kaçırarak yıllarca alıkoyup işkence ettikten sonra katlettiği tümü silahsız 13 vatandaşımız” ifadesi TCK’da tanımlı kaç suçu birden içermektedir?

PKK’yı ve alfabedeki harflerin 3’erli kombinasyonlarından türetilmiş farklı versiyonlarını birer ‘özgürlük savaşçıcı’ gibi gösterme gayretindekiler de bir kez daha yüzleşmeliler ki PKK yalnızca güvenlik güçlerimizi değil sivilleri hedef almıştır.

Öyle ki İçişleri Bakanlığının açıklamalarına göre, (bırakın başka isimlerle/ başka ülkelerde yapılanmış türevlerini) sadece terör örgütü PKK’nın 1984 yılından bu yana Türkiye’de düzenlediği saldırılarda kadın, çocuk demeden öldürdüğü sivil sayısı maalesef 6 bin 741’dir.

Doğu ve Güneydoğu’da, PKK’ya mesafeli vatandaşın “Devletle işbirliği/ ajanlık”la suçlandığı sözde ‘mahkeme’lerinden çıkan infaz kararlarını vahşice uygulayan örgüt, Haziran 2015 genel seçiminden önce de aynı halkı HDP’ye oy vermezlerse musluklardan kan akacağı tehdidiyle sindirmeye çalışmıştı.

Gündemi biraz takip edip ‘yandaş’ demiyorum bakın merkez medyayı da takip edenler de bilir ve hatırlar ki buralarda özellikle AK Parti bünyesinde siyaset yapmanın bedeli çoğunca ölümdür. Bu şekilde evinde, aracında, makamında veya çoluk çocuğunun gözü önünde katledilen İl- İlçe başkanları ve sandık müşahitlerinin haddi hesabı yoktur.

Yine, yıllarca kaderine terk edilmiş Bölgenin kalkınması yolunda nihayet bu Hükümet döneminde hayata geçirilen baraj, köprü, yol, hastane, havaalanı inşaatlarında çalışan ve hiçbir politik konumu olmayıp sadece ekmeğinin derdindeki işçileri hedef aldıkları da sır değildir.

Bu kan emici, ilkesiz, acımasız örgütün TBMM’deki kanadına sorsanız; mücadelenin adı ‘özgürlük’tür, ‘insan hakkı’dır, ‘onur’dur filan! “İşçi, emekçi, kadın, çocuk, yaşam” edebiyatını da en iyi onlar yaparlar ve asıl üzücü olansa bu tiyatronun ülkenin muhalefeti eliyle ‘gişe- seyirci’ bulmasıdır.

Muhalefetin, bir yandan terörü kınarken öte yandan sergilediği ikilemlerinden hangisini burada sayabilirim, sığdırabilirim bilmiyorum, zira çok da dağılmak istemiyorum ama misal hemen aklıma gelen hendek teröründe aldıkları vaziyettir.

Yüzlerce güvenlik görevlimizi, ev ve mahallelere kalleşçe tuzaklanmış EYP’lere kurban verdiğimiz operasyonların meskûn mahalde olması ve terör yandaşlarıyla muhalefetin iddialarının aksine gösterilen sivil hassasiyeti kayıplarımızın bu kadar çok olmasına sebep olmuştur hatırlayalım.

Oysa Ülkenin ana muhalefeti, Bölgeye gönderdiği bazı vekillerinden müteşekkil heyetin raporunu Batı’ya “sivillere karşı orantısız güç kullanımı” özetiyle sunmuş, sonra da bu pozisyonunun tam karşısında şehit edebiyatı yapmaktan maalesef hiçbir zaman çekinmemiştir.

İkilem bu kadar olsa! Türkiye’nin terörü yerinde kurutma temelli sınır ötesi harekâtlarını boşa çıkarırcasına çeşitli platformlarda konuşan başta Parti liderleri ve mensuplarınca “PYD’nin terör örgütü olmadığı” propagandası defaatle yapılmıştır.

Neredeyse bütün kanlı örgüt saldırılarında, bir şekilde ‘Devlet/ TC Hükümeti’ suçlanarak, terör örgütünün adı dahi anılmadan olay üstünkörü kınanmış; terörle mücadele operasyonları ve dahi savunma sanayimizdeki olumlu gelişmeler kullanışlı “barış” argümanıyla hiç olmazsa algıda hedef alınmıştır.

Daha fenası, niyeyse sivil- asker şehit edilirken değil de terörle mücadele edilirken “barış” nakaratını dillendiren (içinde siyasileşmiş meslek örgütleri, baro ve odaların da olduğu) bu çevreler, dün TC tarihinde ilk kez barışçıl yöntemler denendiğinde de “ihanet” nakaratıyla meşguldürler.

Bitmedi.. PKK’nın yeniden kan dökmeye başlamasının ardından Selahattin Demirtaş, CB seçiminde kendi doğal alanı olan Doğuda bile duvara toslamış ve taraf bulamamışken, Batı’da son birkaç seçimde “her evden 1 oy HDP’ye” matematiğiyle barajı aştırılan PKK uzantıları TBMM’ye sokulmuştur.

Kapalı kapılar ardında kurulan ittifakta her ne kadar HDP ile fotoğraf vermeme gayreti varsa ve inkâr etseler de “birlikte iyi salladık” itiraflarına ilave HDP’lilerin Meclis’te ucu ucuna sandalye bulan İP ve 31 Mart’ta büyük şehirleri alan CHP’ye “olmasaydık olmazdınız” temalı çıkışları da hala şuracıktadır.

Büyükşehirlerde söz konusu işbirliğinin bedeli o kadar ağır olmuştur ki partizanca boşaltılan kadrolara söz verildiği üzere HDP tabanından alımlar gecikmemiş, İstanbul’un ortasında bir parka örgütün sözde bayrağının resmedilmesiyle terörist Nurettin Demirtaş’ın kitabının İBB kitapçılarında satılması tüy dikmiştir.

İşin aslı Sezgin Tanrıkulu gibi açıkça HDP çizgisinde durarak Habur’dan giren teröristlerin ve bizzat Öcalan’ın avukatlığına soyunmuş bir ismin Atatürk’ün Partisinde ne aradığı zaten sadece bizim için değil pek çok CHP’li için de ikilemin ta kendisidir.

Saymakla bitmeyecek bu ve benzeri siyasi ikilemlere ne yazık ki şehit aileleri de şahit olmuş; hayatlarının belki de en büyük acısının tam da ortasında, cenaze merasimlerinde bu samimiyetsizliğin temsilcilerini istememe gibi doğal bir sonucun tezahürü de kaçınılmaz olmuştur.

Kimi şehit yakınları ana muhalefetin liderinin yanında saf tutmak istemezken, kimi taziyeye yaklaştığında yüzünü dönerek tepki vermiş; kendine hâkim olamayan acılı yakınlar maalesef fiziki saldırıya kadar gitmiştir. Hiç bir şey yapamayan da Partinin gönderdiği çelengi parça parça ederek bir tepki, aslında refleks göstermiştir.

Şimdi bu siyasilerin çıkıp, bu ülkenin terörle hem barışçıl ve hem de silahlı mücadelenin en zorlusunu verdiğine bizzat şahit olduğumuz CB’nı, Gara’da katledilenlerden sorumlu tutması etik ve reel olmadığı gibi inanın komik bile değildir!



Hatice OLGUN

haticeolgun2@gmail.com

Yorum Yazın Tüm Yorumlar
Güvenlik
Galeri
Sayfanın tüm hakları Hatice OLGUN’a aittir. 2015 ©
ana sayfa | hakkımda | fotoğraf galerisi | çizimlerim | şiirler | haber & söyleşi | yazılarım | yazarlardan | Yorumlar | bana ulaşın KA İnternet Bilişim Teknolojileri Tic. Ltd. Şti.