ana sayfa hakkımda şiirlerim yorumlar
1
2
3
4
5
tüm yazılarım
facebook | Hatice OLGUN Twitter | Hatice OLGUN
Ana Sayfa
Menü
Öz Geçmiş
Yazılarım
Çizimlerim
Şiirlerim
Fotoğraf Galerisi
Haber & Söyleşi
Yazarlardan
Yorumlar
Bana Ulaşın
Yazılarım / Neymiş, FETÖ silahlı bir örgüt müymüş? « geri
Allah biliyor sonundan korkmuyorum o anlarda, sonunun kalkışmanın bastırılmasıyla nihayete ereceğini iyi biliyorum. Korkum; o sona giden süreçteki şehit sayımızın ne olacağı üzerine. Biraz iyimser olmalıyım ki, şehitlerimizin (polislerden yada TSK’nın darbe karşıtı kanadından oluşan) güvenlik güçlerinden ibaret olacağını düşünürken, bu kadar sivil kayıp aklıma bile getirmiyorum. Öyle ki ertesi gün rakamlar ortaya çıkmaya başladıkça, milletimin tanka topa tüfeğe karşı, yanına tırnak makası bile almaksızın verdiği iman mücadelesinin meyvesi bu kutlu zafer bile mutlu etmiyor yüreğimi..

Dedik ki; “Bu ülkenin Cumhurbaşkanı defalarca suikast girişimi atlattı, durum ciddi”..

Dediniz ki; “Şuna bak koruma ordusuyla geziyor”.

Dedik ki; “Adam ameliyathanede narkoz altındayken, canı derdindeyken öldürmeye kastedecek kadar alçak hain bir yapı bu. Yapmayın, onların ağzıyla konuşmayın”!

Dediniz ki; “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur; tapeleri benim tapem, sızdıkları devletin bütün teknolojik altyapısını kullanarak  elde ettikleri yasadışı kayıtlar montajlar dayanağım, o iftiraları da bir numaralı argümanımdır!”.

Dedik ki; “Bakın o tapelere güvenmeyin. Bunların hain iktidar planları için yapmayacağı alçaklık, atmayacağı iftira, bu iftiraları desteklemek için kullanamayacağı yol yöntem, gizlendikleri o maskeyle giremeyecekleri kurum, o kurumlardaki imkânlarla kuramayacakları oyun yok!

Dediniz ki (ağzınız kulaklarınızda); “Olsuun, onları oraya siz soktunuz”!

Dedik ki; “Vatansever profil çizdiler, içlerinden çoğu da kendilerini gizlediler (öyle ki kardeş kardeşin, devlet adamları koruma ve yaverlerinin FET֒cü olduğunu bugün öğreniyor!). Gelin destek olun, en azından köstek olmayın da bunları o makamlardan kovalım”.

Dediniz ki; “Hele bir kov! ‘Diktatörün kendinden olmayana tahammülü yok’ der ortalığı ayağa kaldırırız”.

Dedik ki; “Sonu kötü olur, yapmayın..”.

Dediniz ki; “Şimdikinden kötü bir diktatörlük- baskı rejimi var mı ki?”..

***

Baskıyı- faşizmi;

Emek’in tadilatı, Taksim’e Opera inşası, 3. Köprü- 3. Havaalanı- HES kararlılığı, alkol- sigara düzenlemesi sananlar bilmiyordu henüz,

Gerçek baskı ve faşizmin ne olduğunu... İlahi adalet gereği deneyimlemeleri gerekiyor idiyse de ‘kurunun yanında yanan o yaşlar’da bizdik şüphe yok ki!

Zira 15 Temmuz gecesini; darbeyi iple çekenler, Erdoğan’a bu sonu hayal ederek bu algıya/ kaosa hizmet edenler ve tabi mevcut demokratik seviyeden memnuniyetsizlerle birlikte biz de deneyimledik, haksız mıyım!

Ki zaten tanklar yollara çıktığında, helikopterler havalandığında, binalar bombalandığında, silahlar doğrultulduğunda, kafe ve restoranlardaki apolitik insanlar bile rehin alınıp çoluk çocuğumuzun psikolojisi altüst olduğunda…

Artık çok geçti; “Meğer bizim bir Kuzey Kore imişçesine eleştirdiğimiz düzen cennetmiş de haberimiz yokmuş” demek için... “En kötü demokrasi, en iyi darbeden iyi derlerdi, doğruymuş” demek için.. “Bunların getireceği düzen de ne kadar özgür olabilir ki” demek için..

Ve tabi bütün bunlara zemin hazırlayan süreçte darbeci hainlerle aynı cümleleri kurup, aynı algıya/ dolayısıyla aynı plana hizmet ederken,

Aniden demokrat ayağına yatmak için!

***

Hareketliliğin başlarında Bağdat Caddesindeki bir grubun tanklara alkış tuttuğunu öğrenmek sürpriz oldu mu zaten?

Onlar ve benzer bazı çevrelerin “Erdoğan’ın ne yolla olursa olsun”, tekrar ediyorum; “ne yolla olursa olsun!!” gitmesi yönündeki çabalarını görmeyen anlamayan kalmış mıydı içimizde?

Sözde bazı sanatçıların, zaman zaman “TSK neyi bekliyor” mealli paylaşımlarında açık ettikleri üzere, içlerinde böyle bir özlemin motivasyonuyla katlandıklarını anladığımız bu ülkeyi terk etme söylemlerindeki algı ayarını göremeyen olmuş mudur..

Gezi eylemlerinde TSK’dan ümit kesince, NATO’yu müdahaleye çağırarak bizi kulağı çekilesi cüce devlet pozisyonuna sokanlar kimlerdi..

“Ya adam gibi gidecek, ya gitmek zorunda kalacak” diyen Cemaat yazarına, bununla neyi kastettiğinin hesabı yargı yoluyla sorulacağı vakit, ‘ifade özgürlüğü’ diyerek devleti baskıcı ilan edenlerin “bunları oralara siz oturttunuz” demeye hakkı kalmış mıdır ..

Nitekim o gece “tankın önüne yatan adam” olarak cesaretini vatanseverliğini ayakta alkışladığımız vatandaşın sözlerine kulak verin;

“Bir şekilde haberdar olduktan sonra, olay yerine gitmek üzere bir otobüse bindim. Kaygılıydım ama etrafta herkes rahat, hatta pek memnun; ‘geç kalındı!’ diyorlardı.

***

“Köprüde askerler var, bir gariplik var” derken,

Genelkurmay’dan silah sesleri geldiği, hava trafiğindeki açıklanamayan bazı hareketlenme haberleri de (henüz yetkili ağızlarca doğrulanmasa da) gündemi meşgul etmeye başlamıştı.

Önce “yok canım, cesaret edemezler, olsa olsa mühim bir istihbaratın teyakkuz halidir” dediğimiz olayda, bir süre sonra yetkili ağızlarca da doğrulanan askeri kalkışma gün gibi ortadaydı.

O saatlerde sosyal medyada vatandaş şahit olduklarını yazıyor; sivillere ateş açıldığını, Genelkurmaydan silah sesleri geldiğini, tankların vatandaşları biçtiğini, bomba seslerinin yükseldiğini, Meclisin dahi bu saldırılardan nasiplendiğini, Gölbaşı’nda özel harekatçı pek çok şehidimiz olduğunu, köprünün tutulduğunu vs vs..

Çoğunu sonradan öğreniyoruz; Cumhurbaşkanının istirahat için gittiği Marmaris’te kaldığı otele 40 bordo bereli- 50 bin mermi ile bir operasyon düzenlendiğini, personelin bir kısmına son ana kadar hedefin bir terör örgütü lideri olduğunun söylendiğini..

Cumhurbaşkanına, gerek TSK ve gerekse MİT tarafından; aynı gün saat 16’da haberdar oldukları kumpasın, saat 20 civarı (sokaktaki hareketlilikten endişelenip arayan) bir akrabası tarafından haber verildiğini…

Cumhurbaşkanının 15 dakika daha o otelde kalsa, kurtulmasının yüzde 1 ihtimal bile olmadığını.. TC Ata Cumhurbaşkanı uçağının THY kodu vererek ve aynı anda başka 2 adet daha THY uçağı kaldırılmak suretiyle hedef şaşırtarak ancak havalanabildiğini..

İniş için havada uzun süre bekleyip, pist karartılırsa uçağın kendi ışıklarıyla inmenin hesaplarının havada defalarca yapıldığını.. Bu sırada Cumhurbaşkanını havada taciz eden  F16’ları engellemek için Eskişehir Ana Jet Üssünden havalanan ‘bizim’ F16’ları..

Aman ya Rabbim…!! Daha başka neler neler duyuyoruz 15 Temmuz kâbus gecesiyle ilgili.

***

Bir dakika bile gözlerimi ayırmıyorum o gece telefonumdan, aynı anda televizyonumdan haber kanallarını turluyorum.

Başka ne yapabileceğimi düşünürken hiçbir haberi- detayı kaçırmak istemiyorum. Cumhurbaşkanına bağlanıyor derken CNN Türk, olayın ciddiyetini doğrulayan açıklamasıyla daha da ciddiye alıyorum..

Allah biliyor, kötü bitmeyeceğini biliyorum. Sonundan korkmuyorum o anlarda, sonunun; kalkışmanın bastırılmasıyla nihayete ereceğini iyi biliyor, sadece bu sona giden süreçteki şehit sayımızdan endişe ediyorum.

Biraz iyimser olmalıyım ki, şehitlerimizin (polislerden yada TSK’nın darbe karşıtı kanadından oluşan) güvenlik güçlerinden ibaret olacağını düşünürken, bu kadar sivil kayıp aklıma bile getirmiyorum doğrusu.

Öyle ki ertesi gün rakamlar ortaya çıkmaya başladıkça, milletimin tanka topa tüfeğe karşı, yanına tırnak makası bile almaksızın verdiği iman mücadelesinin meyvesi kutlu zafer bile mutlu etmiyor yüreğimi.

***

Gecenin ilerleyen saatlerinde, hala ne yapabileceğimizi düşünürken,

Cumhurbaşkanımızın CNN Türk spikerine internet üzerinden yaptığı konuşmasındaki çağrısı üzerine sokakta hareketlenmeler de başlayınca, bir şekilde hemen Meydana gitmemiz gerektiğini düşündüm.

Bu sırada vakit gece yarısını çoktan geçmiş ve sürekli çağırdığımız taksici de bir türlü aramalarımıza cevap vermiyordu. O saatte yürüyerek gitmeyi pek istemesem de, sokağa çıktığımızda abartısız sanki gündüz kalabalığıydı.

Bayrağını alan çıkmıştı sokağa.. Demokratik haklarımızı, nice on yirmi otuz yıllarımızı, çoluk çocuğumuzun geleceğini gaspa kalkışan bu hain sürüsüne had bildirmek için!

O gece destan yazdı bu millet. Tam 240 demokrasi sevdalısı tankların altında, bombalanarak, ağır silahlarla, sevdiklerinin yanında can verdi sokaklarda.

Nöbetçi olan bir anestezi uzmanının verdiği ufak detaylardan öğreniyorum; sabaha kadar hastanelere gelen yaralıların vehametini, ölülerini teşhise gelenlerin yıkılışını, ezmek üzere yola çıkanların acımasızlığını..

Söylenecek ne çok şey var., Bir haftadır söylüyorum sosyal medya üzerinden, bitmiyor bitmiyor! Öfke bitmiyor, vahşetin kanıtları bitmiyor, övünç bitmiyor, sitem bitmiyor!

ve dahasını akabinde yazmak üzere ekliyorum; OHAL sıkıyönetim değildir, bizim değil terör suçlularının korkması gereken bir uygulama olup; Fransa’da aylardır uygulanmakta iken dün 6 ay daha uzatılmıştır.

Devletimizin, hainlere bunca can ve maddi manevi hasarın hesabını soracağı alanı daraltmamak hepimizin yapması gereken şeydir, bunu en azından 240 can ve onların canı yananalarına borçluyuz.

Bari bugün, (dün buraya nasıl geldiğimizden bağımsız olarak!!) hiç olmazsa bugün.. Bu Devlete sahip çıkma vaktidir!

Hepimize, bu millete geçmiş olsun, Allah bir defa daha bizleri bu acılarla sınamasın, Amin...



Hatice OLGUN
22.07.2016

Yorum Yazın Tüm Yorumlar
Güvenlik
Galeri
Sayfanın tüm hakları Hatice OLGUN’a aittir. 2015 ©
ana sayfa | hakkımda | fotoğraf galerisi | çizimlerim | şiirler | haber & söyleşi | yazılarım | yazarlardan | Yorumlar | bana ulaşın KA İnternet Bilişim Teknolojileri Tic. Ltd. Şti.